Kişi Bakımından Yetki – Meşru Menfaat

ANAYASA MAHKEMESİNİN KURULUŞU VE YARGILAMA

USULLERİ HAKKINDA KANUN

Kanun No. 6216

Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar

MADDE 46- (1) Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen iş­lem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenen­ler tarafından yapılabilir.

(2) Kamu tüzel kişileri bireysel başvuru yapamaz. Özel hukuk tüzel kişileri sadece tüzel kişiliğe ait haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilir.

(3) Yalnızca Türk vatandaşlarına tanınan haklarla ilgili olarak yabancılar bireysel başvuru yapamaz.

Değerlendirme ve Öne Çıkan İlkeler

Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü ve 6216 sayılı Kanun’un 45. mad­desinin (1) numaralı fıkraları uyarınca, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Tür­kiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü ta­rafından ihlal edildiğini düşünen, medeni haklara sahip gerçek ve tüzel kişilere Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru açısından dava ehliyeti tanınmıştır.

6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinin birinci fıkrasında, bireysel başvu­runun ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabileceği kurala bağlanmış, aynı maddenin ikinci fıkrasında kamu tüzel kişilerinin bireysel başvuru yapamayacağı belirtilirken, özel hukuk tüzel kişilerinin ise (dernekler, vakıflar, ticari ortaklıklar vb.) bireysel başvurunun niteliği gereği sadece tüzel kişiliğe ait haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabile­cekleri ifade edilmiştir.

Bu çerçevede bir kişinin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulu­nabilmesi için iki koşula birlikte sahip olması gerekmektedir. Bunlardan birin­cisi, başvuruya konu edilen ve ihlale yol açtığı ileri sürülen kamu gücü eylem veya işleminden ya da ihmalinden dolayı, “güncel bir hakkının ihlal edilmesi” ve bunun sonucunda başvurucunun kendisinin “mağdur” olduğunu ileri sürmesi, ikincisi ise, bu ihlalden dolayı kişinin “kişisel olarak ve doğrudan” etkilenmiş olması gerekir.

  1. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen “kamu tüzel kişisi” kavramı içine, merkezi idare birimleri, mahalli idareler, kuruluş, görev ve yetkileri ka­nunla düzenlenen, kamu gücü ayrıcalık ve yükümlülükleri ile donatılan kamu tüzel kişiliğini haiz kurumlar girmektedir. Anılan hükümde, başvuruya konu ola­yın özel hukuk ilişkisinden ya da kamu gücü kullanılmasından kaynaklanan bir olay olup olmadığı ayrımı yapılmamıştır. Bu açıdan ilgili idarenin içinde bulun­duğu hukuki ilişkinin niteliğinin bir önemi yoktur.

Anayasa Mahkemesi kararlarında bireysel başvuru hakkında sahip olanların tespitine ilişkin bazı ilkelerin öne çıktığını görmekteyiz:

—“kamu tüzel kişisi” kavramı içine, merkezi idare birimleri yanında, mahalli idareler de girmektedir. Bu açıdan mahalli idareler üzerindeki vesayet denetiminin gevşek veya sıkı olmasının ya da ilgili idarenin içinde bulunduğu hukuki ilişkinin niteliğinin bir önemi yoktur.Mahkemeye göre; bireysel başvuru, kamu gücünün kullanılmasından kaynaklanan hak ihlallerine karşı tanınan bir yol olduğundan, kamu tüzel kişilerine bireysel başvuru hakkı tanınması, bu ana­yasal kurumun hukuki niteliği ile bağdaşmamaktadır (B. No: 2012/22, 25.12.2012).

—Bireysel başvuruda “mağdur” kavramı, davada menfaat veya dava ehliyeti kuralları gibi kurallardan bağımsız bir şekilde yorumlanır (Benzer yön­deki AİHM kararı için bkz. Gorrab Uzarraga ve Diğerleri/İspanya, No: 62543/00, 10/11/2004, § 35). Ayrıca “mağdur” kavramının yorumu, günümüzde toplumun koşulları ışığında değişime tabi olup, bu kavram aşırı biçimcilikten uzak bir şekilde uygulanmalıdır (Gorraiz Lizarraga ve Diğerleri/İspanya, § 38).

—Mahkemeye göre; bir başvurunun kabul edilebilmesi için başvurucu­nun sadece mağdur olduğunu ileri sürmesi yeterli olmayıp, ihlalden doğrudan etkilendiğini yani mağdur olduğunu göstermesi veya mağdur olduğu konusunda Anayasa Mahkemesini ikna etmesi gerekir. Bu itibarla, mağdur olduğu zannı veya şüphesi de mağdurluk statüsünün varlığı için yeterli değildir. (B. No:2013/1977, 09.01.2014).

—Kendilerinin belirli bir işlemden doğrudan etkilenme tehdidiyle ya da tehlikesiyle karşı karşıya olduklarını ve dolayısıyla potansiyel olarak mağdur olduklarını iddia eden başvurucular ile yalnızca ulusal hukukları değiştirmeyi veya toplumun menfaatinin korunmasını amaçlayan başvurular arasında dikkatli bir ayrım yapılmalıdır. Bu son bahsedilen türdeki “halk davası” (actio popularis) olarak isimlendirilen başvurulara bireysel başvuru hakkı tanınmamıştır (bkz. Klass ve Diğerleri/Almanya, B.No: 5029/71, 6/9/1978, §33; Altuğ Taner Akçam/Türkiye, B.No: 27520/07, 25/10/2011, §66). Dolayısıyla bireylerin, kendi bireysel hakkının ihlal edildiğini ileri sürmeksizin toplumun menfaatler­inin ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesinebireyselbaşvuruda bulunma hakkı bulunmamaktadır (B. No: 2014 /11438, 23.07.2014, § 20)

—Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişiler açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle mağdur olan ölen kişilerin yakınları tarafından yapılabilecektir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41).

—AİHS’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinde adil yar­gılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuş­mazlıkların” ve bir “suç isnadının” esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Hak arama hürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek için, başvurucunun ya medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafı olması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmiş olması gerektiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bahsedilen hâller dışında kalan adil yargı­lanma hakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular Anayasa ve AİHS kapsamı dışında kalacağından, bireysel başvuruya konu olamaz (B. No: 2012/1049, 26/3/2012,§ 23).

————— 0 —————–

KARAR NO : 1

 

 

RG No :28907-RG T. : 08.02.2014

B.No : 2013/1977-K.T: 09.01.2014

42.6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar” başlıklı 46. maddesinde kimlerin bireysel başvuru yapabileceği sayılmış olup, anılan maddenin (1) numaralı fıkrasına göre; bir kişinin Anayasa Mahkemesine birey­sel başvuruda bulunabilmesi için iki temel ön koşul bulunmaktadır. Bunlar­dan birincisi başvuruya konu edilen ve ihlale yol açtığı ileri sürülen kamu gücü eylem veya işleminden ya da ihmalinden dolayı, “güncel bir hakkının ihlal edilmesi” ve bunun sonucunda başvurucunun kendisinin “mağdur” olduğunu ileri sürmesi, ikincisi ise bu ihlalden dolayı kişinin “kişisel olarak ve doğrudan” etkilenmiş olması gerekir.

43.Bu iki temel koşula ilave olarak 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruhakkı” başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre Anayasa Mah­kemesine ancak Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden, Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi (AİHS) ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangibirinin ihlal edildiği iddiasıyla başvurulabi­lir. Buradan çıkan sonuca göre Anayasadagüvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden. AİHS ve buna ek Türkiye’nin tarafolduğu protokoller kapsamında bir hakkı doğrudan etkilenmeyen kişi “mağdur” statüsüka­zanamaz.

44.Bireysel başvuruda “mağdur” kavramı, davada menfaat veya dava ehliyeti kuralları gibi kurallardan bağımsız bir şekilde yorumlanır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Gorrab Uzarraga ve Diğerleri/İspanya, No: 62543/00, 10/11/2004, § 35). Ayrıca “mağdur” kavramının yorumu, günümüzde toplumun koşullan ışığında değişime tabi olup, bu kavram aşırı biçimcilikten uzak bir şekilde uygulanmalıdır (Gorraiz Lizarraga ve Diğer­leri/İspanya, § 38).

45.Öte yandan bir başvurunun kabul edilebilmesi için başvurucunun sadece mağdur olduğunu ileri sürmesi yeterli olmayıp, ihlalden doğrudan et­kilendiğini yani mağdur olduğunu göstermesi veya mağdur olduğu konusunda Anayasa Mahkemesini ikna etmesi gerekir. Bu itibarla, mağdur olduğu zatını veya şüphesi de mağdurluk statüsünün varlığı içinyeterli değildir.

46.Başvuru konusu Antalya 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 19/6/2012 ta­rihli ek kararı ile ertelenmiş cezanın aynen infazı için yapılan yeni ihbar hakkında işlem yapılmasınayer olmadığına ilişkin karar, başvurucuyu doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen, objektifolarak başvurucuyu zarara uğratan bir karar değildir. Bu sebeple Antalya 1. Ağır CezaMahkemesi itirazı reddetmiş; Yargıtay 2. Ceza Dairesi de temyiz talebinin reddine kararvermiştir.

47.Açıklanan nedenlerle, başvurucunun ihlale neden olduğunu ileri sür­düğü mahkemekararındankişisel olaraketkilenmesi mümkün olmadığı an­laşıldığından,başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelen­meksizin “kişi yönündenyetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

KARAR NO : 2

 

 

RG No :28519-RG T. :05.01.2013

B.No : 2012 / 22-K.T:25.12.2012

25.6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, bireysel başvurunun ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabil­eceği kurala bağlanmış, buna karşılık aynı maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde ise kamu tüzel kişilerinin bireysel başvuru yapamayacakları belirtilmiştir.

26.Anılan fıkrada belirtilen “kamu tüzel kişisi” kavramı içine, merkezi idare birimleri yanında, mahalli idareler de girmektedir. Bu açıdan mahalli idareler üzerindeki vesayet denetiminin gevşek veya sıkı olmasının ya da ilgili idarenin içinde bulunduğu hukuki ilişkinin niteliğinin bir önemi yok­tur.

27.Anayasa’nın 127. maddesinin birinci ve beşinci fıkraları uyarınca “köy”, köy halkının müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere oluşturulan, kuruluş esasları kanunla düzenlenen ve merkezi idarenin idari vesayet denetimi altına bulunan kamu tüzel kişiliğine sahip bir mahalli idare birimidir. 442 sayılı Ka­nun’da ise vergi salma ve ceza verme gibi kamu gücü ayrıcalıkları ve yetkileriyle donatılmış köyün karar organlarının seçimle işbaşına geleceği düzenlenmiştir.

28.Bireysel başvuru, kamu gücünün kullanılmasından kaynaklanan hak ihlallerine karşı tanınan bir yol olduğundan kamu tüzel kişilerine birey­sel başvuru hakkı tanınması, bu anayasal kurumun hukuki niteliği ile bağdaşmamaktadır.

29.Anayasa’nın 127. maddesinin birinci fıkrası uyarınca yöneticileri doğrudan seçimle işbaşına gelen ve kamu tüzel kişiliğini haiz mahalli idare birimi olan köye, kamu tüzel kişilerinin bireysel başvuru yapamayacaklarını hükme bağlayan 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinin (2) numaralı fıkrası uya­rınca bireysel başvuru yapma hakkı tanınmamıştır.

30.Açıklanan nedenlerle kamu tüzel kişisi olan başvurucunun bireysel başvuru ehliyeti bulunmadığı anlaşıldığından, başvurunun diğer kabul edilebilir­lik şartları yönünden incelenmeksizin “kişi yönünden yetkisizlik” nedeniyle ka­bul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

KARAR NO : 3

 

 

RG No :28519-RG T. :05.01.2013

B.No : 2012 / 95-K.T:25.12.2012

20.Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü ve 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkraları uyarınca, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğini düşünen, medeni haklara sahip gerçek ve tüzel kişilere Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru açısından dava ehliyeti tanınmıştır. Buna karşılık 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, özel hukuk tüzel kişilerinin (dernekler, vakıflar, ticari ortaklıklar vb.) bireysel başvu­runun niteliği gereği sadece tüzel kişiliğe ait haklarının ihlal edildiği gere­kçesiyle bireysel başvuruda bulunabilecekleri ifade edilmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrası ise bireysel başvuru yapılabilmesi açısından güncel ve kişisel hakların doğrudan ihlal edilmiş olmasını gerekli kılmaktadır.

21.Anayasa ve 6216 sayılı Kanun’un anılan hükümleri gözetildiğinde, bireysel başvuruda bulunacakların, başvuruya konu ettiği kamu gücü işlemi, eylemi ya da ihmali nedeniyle ya kişisel olarak doğrudan etkilenmiş olması ya da başvurucu ile doğrudan mağdur arasında şahsi ve özel bir bağ bulunması gerekir.

22.Öte yandan, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunda bir düzenlemenin soyut biçimde Anayasa’ya aykırılığının ileri sürülmesine imkân vermemektedir.

23.Somut olayda kanuni düzenleme “çocuk hematolojisi” ve “çocuk on­kolojisi” bilim dallarının birleştirilmesine yönelik olup, çocuk hematolojisi ya da çocuk onkolojisi yan dallarında uzmanlık eğitimini tamamlamış veya Kanun’un yayımı tarihi itibarıyla eğitimleri devam etmekte olan gerçek kişilerin durum­larında değişiklik yapmıştır. Bu durumda, söz konusu yasama işleminin başvurucu derneğin tüzel kişiliğine ait haklarına bir müdahale oluşturduğu söylenemez. Amacı çocuk onkolojisi alanında tıbbi kaliteyi artırmak olan ve yalnızca üyelerinin durumlarını etkileyen başvuru konusu yasama işleminin mağduru olmayan derneğin, bu işlem aleyhine bireysel başvuru yapma hakkı bulunmamaktadır.

 

 

KARAR NO : 4

 

 

RG No :28600-RG T. :27.03.2013

B.No : 2012 / 743-K.T:05.03.2013

13.6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, bireyselbaşvurunun ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel vekişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabil­eceği kurala bağlanmış, buna karşılık aynı maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde ise kamu tüzel kişilerinin bireysel başvuru yapamayacakları belirtilmiştir.

14.Anılan (2) numaralı fıkrada belirtilen “kamu tüzel kişisi” kavramı içine,merkezi idare birimleri ve yerinden yönetim kuruluşlarının yanında, ka­nunla kurulan meslek kuruluşları da girmektedir.

18.Başvuru konusu olayda başvuru,kamu tüzel kişiliğinesahip olan Doğubayazıt Ticaret ve Sanayi Odasını temsilen yapılmıştır. Oysa başvurucunun kamu tüzel kişiliğine sahip olması nedeniyle bireysel başvuru ehliyeti bulunma­maktadır.

KARAR NO : 5

 

 

RG No :29114 -RG.T. :09.09.2014

No : 2014 /11438 -K.T : 23.07.2014

20.Kendilerinin belirli bir işlemden doğrudan etkilenme tehdidiyle ya da tehlikesiyle karşı karşıya olduklarını ve dolayısıyla potansiyel olarak mağdur olduklarınıiddia eden başvurucular ile yalnızca ulusal hukukları değiştirmeyi veya toplumunmenfaatinin korunmasını amaçlayan başvurular arasında dikkatli bir ayrım yapılmalıdır. Bu son bahsedilen türdeki “halk da­vası” (actio popularis) olarak isimlendirilen başvurulara bireysel başvuru hakkı tanınmamıştır (bkz. Klass ve Diğerleri/Almanya, B.No: 5029/71, 6/9/1978, §33; Altuğ Taner Akçam/Türkiye, B.No: 27520/07, 25/10/2011, §66). Dolayısıyla bireylerin, kendi bireysel hakkının ihlal edildiğini ileri sürmeksizin toplumun menfaatlerinin ihlal edildiğiiddiasıyla Anayasa Mahkemesinebireyselbaşvuruda bulunma hakkı bulunmamaktadır.

22.Başvurucu, Başbakanın kamu görevlisi olduğunu, Cumhurbaşkan­lığına aday olması dolayısıyla Başbakanlık görevinden istifa etmesi gerektiğini, Başbakanlığın sağladığı maddi ve manevi imkânları kullanarak Cumhurbaşkan­lığı seçimine katılmasının eşitlik ilkesi ve ayrımcılık yasağına aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Yüksek Seçim Kurulunun, Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin söz konusu kararlarının başvurucunun haklarına bir müdahale oluşturduğundan bahsedilemez. Dolayısıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı adaylığına ilişkin Yüksek Seçim Kurulu kararlan nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenmeyen başvurucunun, bireysel başvuru yapma hakkı bulunmamaktadır.

KARAR NO : 6

 

 

RG No :29002-RG T. : 06.06.2014

No : 2014/4705-K.T: 29.05.2014

YOUTUBE.COM

27.Başvuruculardan Yaman Akdeniz, Kerem Altıparmak ve Metin Fey­zioğlu çeşitli üniversitelerde öğretim üyesi olarak çalışmaktadırlar. Bu başvuru­cular insan hakları ve ceza hukuku alanında bilimsel çalışmalar yaptıklarını, bu çalışmalarını youtube.com isimli internet sitesinde yer alan hesapları üzerinden paylaştıklarını, aynı zamanda çalışma alanları ile ilgili Birleşmiş Milletler ve Av­rupa Konseyi metin ve görsellerine site üzerinden ulaştıklarını ifade etmişlerdir. Başvuruculardan Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Mahmut Tanal ise İstanbul mil­letvekili olarak görev yapmakta olup anılan site üzerinden yasama organındaki konuşma ve faaliyetlerini site aracığı ile paylaştıklarını, ayrıca çalışma alanları olan insan hakları hukuku ile ilgili konularda siteden faydalandıklarını belirtmiş­lerdir. Başvuruculardan Mesut Bedirhanoğlu sitenin aktif olarak kullanıcısı ol­masının yanında, uluslararası insan hakları hukukunda doktora yapması nede­niyle uzmanlık alanı ile ilgili seminer konferans ve televizyon programlarının görüntülerini anılan site üzerinden paylaştığını ifade etmiştir. Başvurucu Erol Ergin ise anılan sitede üyeliğinin bulunduğunu, sitede kendisine göre düzenle­diği profili ile istediği kanalları ve paylaşım yapan kişileri düzenli olarak takip ettiğini, bunlar hakkında görüş yazmanın yanı sıra düzenli olarak etkinliklerini takip ettiği sivil toplum kuruluşları ve mesleki kuruluşların bulunduğunu belirt­miştir. Başvuruculardan Youtube LLC, anılan sitenin sahibi olmasının yanında kullanıcısı durumunda bulunduğunu ticari bir şirket olması nedeniyle ticari faa­liyetlerinin tanıtımında sitenin etkin olarak kullanıldığını ifade etmiştir.

28.Bu açıklamalar ışığında başvurucuların youtube.com isimli internet si­tesinin tümüyle erişime engellenmesine ilişkin idari işlemden doğrudan etkilen­diklerianlaşılmaktadır.

39.Ülkemizde yoğun ve etkili bir şekilde kullanılan bir sosyal paylaşım sitesine erişimin engellenmesinin, kullanıcıların demokratik toplumun temel­lerinden olan ifadeözgürlüğünü sınırlayıcı etkisi dikkate alındığında, bu tür sınırlamaların hukukauygunluğunun en kısa sürede denetlenmesi ve hu­kuka aykırılığın tespiti halinde isesınırlamanın hemen kaldırılması demokra­tik hukuk devleti ilkesinden kaynaklanan bir zorunluluktur. Söz konusu erişi­min engellenmesi kararma ilişkin yukarıda belirtilen mahkeme kararlarına (§37) rağmen başvurucuların ihlal iddiasına konu olan youtube.com isimli siteye erişi­min halen mümkün olmadığı görülmektedir. Sosyal medyada belli olay ve olgu­lara İlişkin olarak paylaşılan haber ve düşüncelerin zamanın geçmesiyle güncel­liğini yitirip etki ve değerini kaybedebileceği açıktır. Somut olay bağlamında, anılan siteye erişimin engellenmesinin gerekçesi olarak gösterilen içerikler ile bireysel kullanıcı niteliğindeki başvurucular arasında bir bağlantı bulunmadığı gibi, kendilerinin kullanıcısı oldukları sitelerde erişimin engellenmesine konu bir içeriğin olduğuna dair herhangi bir iddianın da bulunmadığı görülmektedir.

40.Youtube’un da dahil olduğu sosyal medya, medya içeriğini oluşturmakyayınlamak ve yorumlamak şeklinde bireysel katılıma imkan veren, şeffaf ve karşılıklı iletişim kurulan bir platformdur. Bu gibi internet siteleri günümüzde sosyal medyadadünyadaki tüm kullanıcıların bir arada iletişime geçebildiği yo­rum, mesaj, bilgi, eleştiri, satışve tanıtımların yapıldığı etkili bir alan haline gel­miştir, İnternetin sağladığı sosyal medyazemini kişilerin bilgi ve düşünce­lerini açıklama, karşılıklı paylaşma, yayma vehaberleşmeleri için vazgeçil­mez nitelikte olup, bu tür sitelere yapılan müdahalelerinmilyonlarca bireysel kullanıcıyı etkilediği açıktır. Tedbir niteliğinde dahi olsa, bir kullanıcıtarafın­dan paylaşılan içerik nedeniyle sitenin tamamının erişime kapatılması halinde bütünbireysel kullanıcıların siteden yararlanması imkansız hale gelmektedir. BaşvuruculardanYoutube LCC tarafından idari yargıda yürütmeyi durdurma talepli olarak açılan davada yürütmenin durdurulmasına karar verilmiş olmasına rağmen ka­rarın gereğinin bugüne kadaryerine getirilmemesi ve siteye erişimin ne zaman sağlanacağı konusundaki belirsizliğinsürmesi söz konusu başvuru yolunun etkili olmadığını göstermektedir. Ayrıca yürütmenindurdurulması kararının uygulan­ması sonunda sitenin tümüyle erişime açılması, işin niteliğigereği kapatılan si­tenin kullanıcıları olduğu anlaşılan diğer başvurucular açısından da sonuçdoğu­racağından, her bireysel kullanıcının yeniden yargı yollarına başvurmasının bek­lenmesibireysel başvuru usulündeki başvuru yollarının tüketilmesi prensibinin amaçları ile uyumludeğildir. Bu durumda söz konusu başvuru yolunun temel hak ihlalinin ortadan kaldırılmasıbakımından tüketilmesi gerekli etkili bir yol olmadığı sonucuna varılmıştır.

KARAR NO : 7

 

 

RG No :29173-RG T. :12.11.2014 HRANT DİNK

B.No : 2012 / 848-K.T:17.07.2014

75 –Önceliklebaşvurucularınbaşvuruehliyetleriveihlaliddiasının incelenmesinde menfaatlerinin bulunup bulunmadığı belirlenmelidir. 6216 sayılı Kanun’un46. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem yada ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuruhakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamınıkaybeden kişiler açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle mağdur olan ölen kişilerin yakınları tarafından yapılabilecektir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvurucular, başvuru konusu olayda ölen kişinin eşi, çocu­kları ve kardeşi olup, olayla ilgili olarak baştan itibaren şikâyet dilekçesi vererek, soruşturma ve kovuşturmaaşamalarına katılmışlardır. Bu nedenle gerçekleşen ölüm olayı ile ilgili yürütülensoruşturmanın Anayasa’nın 17. maddesindeki yaşam hakkının ihlali niteliğinde olduğununtespitinde başvurucuların meşru menfaatleri olup, başvuru ehliyetleri açısından bir eksiklikbulunmamaktadır.

KARAR NO : 8

 

 

RG No : 28940  – RG T. : 13.03.2014

B.No : 2013/5554 – K.T  : 06.02.2014

31.Başvuru konusu olayda, başvurucu şirket, 193 sayılı Kanun’un 103. Maddesi uyarınca işçilerinin ücretlerinden %35 oranında tevkifat yaparak vergi dairesine ödemeyapmış, daha sonra Anayasa Mahkemesinin maddede yer alan “… fazlası % 35 oranında…” ibaresinin, “ücret gelirleri” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptalinekarar vermesi üzerine fazla yatırılan vergile­rin düzeltme yoluyla iadesini talep etmiş, butalebi reddedilmiş ve açtığı davanın da reddedilmesi üzerine işçilerin ücretlerinden tevkifatyapmak suretiyle ödediği vergilerin iade edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlaledildiğini belirte­rek, Anayasa Mahkemesine başvuru yapmıştır.

34.Bu açıklamalar da göstermektedir ki, başvurucu şirket tarafından vergi dairesine ödenen ve Anayasa Mahkemesi kararı gerekçe gösterilmek suretiyle fazla ödendiğiileri sürülen gelir vergisi, şirketin kendisinin elde ettiği gelir ne­deniyle vergi dairesineödediği bir vergi olmayıp, işçilerin elde ettiği ücretlere tekabül eden ve işçiler hesabınaödenen bir vergidir. Başvurucu şirket, işçilerine ödediği ücretten kesinti yapmak suretiylehesapladığı gelir vergisini sorumlu sı­fatıyla ödemektedir.

35.Bu durumda, başvurucu şirketin işçilerine ödediği ücretlerden ke­sinti yapmak suretiyle ödediği gelir vergisinin Anayasa Mahkemesi kararı ge­rekçe gösterilerek fazla ödendiği ileri sürülmek suretiyle yapılan başvuruda, özel hukuk tüzel kişisi olan şirketin güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etki­lenmediği gibi tüzel kişiliğe ait bir hak da ihlal edilmiş olmadığından, başvu­rucu şirketin mağdur statüsü bulunmamaktadır.

36.Açıklanan nedenlerle, özel hukuk tüzel kişisi olan başvurucu şirketin mağdur sıfatı taşımadığı anlaşıldığından başvurunun, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “kişi yönünden yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

KARAR NO : 9

 

 

RG No :28851-RG T. : 14.12.2013

B.No : 2013/1430-K.T: 21.11.2013

22.Vakıf üniversiteleri, devlet tarafından, kanunla ve kamu tüzel kişisi olarak kurulmaktadır. Yasayla kurulma zorunluluğunun doğal sonucu olan “kamu tüzel kişiliği”niteliği, üniversitelerin yapısına has bir özellik olduğundan, vakıflar tarafından kurulanüniversitelerin de kamu tüzel kişiliğine sahip olduğu açıktır.

23.Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, temel hak ve özgürlüklerinin kamu gücü tarafından ihlaledildiğini iddia eden herkese Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunma hakkıtanınmıştır.AncakanılanKanun’un46.maddesinin(2)numaralıfıkrasınınbirincicümlesinde, kamu tüzel kişilerinin bireysel baş­vuru yapamayacakları belirtilmiştir. Buradaki“kamu tüzel kişisi” kavramı içine vakıf üniversiteleri de girmektedir.

25.Başvurucu, hissedar olduğu taşınmazayönelik olarak aleyhine açılan kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasında kamu gücü kul­lanılmadığını, davanın özel hukuk tüzel kişisi olarak eşitler arasındaki bir dava olduğunu ve taraflar arasında paylı mülkiyet hakkının kullanımından kaynaklanan ihtilaf bulunduğunu ileri sürerek bireysel başvuru ehliyetine sa­hip olduğunu iddia etmiştir.

26.6216 sayılıKanun’un46.maddesinin(2)numaralıfıkrasınınbirinci cümlesinde, kamu tüzel kişilerinin bireysel başvuruda bulunamayacakları düzen­lenmiş olup,anılan hükümde, başvuruya konu olayın özel hukuk ilişkisinden ya da kamu gücükullanılmasından kaynaklanan bir olay olup olmadığı ayrımı yapılmamıştır. Bu açıdan ilgiliidarenin içinde bulunduğu hukuki ilişkinin ni­teliğinin bir önemi yoktur.

27.Bireysel başvuru, kamu gücünün kullanılmasından kaynaklanan hak ihlallerine karşı tanınan bir yol olduğundan kamu tüzel kişilerine bireysel baş­vuru hakkı tanınması, buanayasal kurumun hukuki niteliği ile bağdaşmamakta­dır (B. No: 2012/22, § 28,25/12/2012).

28.Anılan Anayasa ve Kanun hükümleri dikkate alındığında, kuruluş, gö­rev ve yetkileri kanunla düzenlenen, kamu gücü ayrıcalık ve yükümlülükleri ile donatılan ve kamutüzel kişiliğini haiz üniversitelerin bireysel başvuru ehliyeti bulunmamaktadır.

29.Açıklanan nedenlerle, kamu tüzel kişiliğini haiz üniversite olan baş­vurucunun bireysel başvuru ehliyeti bulunmadığı anlaşıldığından, başvurunun diğer kabul edilebilirlikşartları yönünden incelenmeksizin “kişi yönünden yet­kisizlik”’ nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir. Erdal TER­CAN adil yargılanma hakkı açısından bu görüşekatılmamıştır.

KARAR NO : 10

 

 

RG No :29071 -RG.T. : 25.07.2014

B.No : 2013 /7951 -K.T: 28.05.2014

21.AİHS’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgiliuyuşmazlıkların” ve bir “suç isnadının” esasının karara bağlanması esna­sında geçerli olduğubelirtilerek hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Hak arama hürriyetinin ihlaledildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda buluna­bilmek için, başvurucunun ya medeni hak veyükümlülükleriyle ilgili bir uyuş­mazlığın tarafı olması ya da başvurucuya yönelik bir suçisnadı hakkında ka­rar verilmiş olması gerektiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bahsedilenhâller dı­şında kalan adil yargılanma hakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular Anayasa ve AİHS kapsamı dışında kalacağından, bireysel başvuruya konu olamaz (B. No: 2012/1049, 26/3/2012,§ 23).

22.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre, bir ceza dava­sında üçüncü kişilerin suçlanması veya cezalandırılmasını talep eden mağdur, suçtan zarar gören,şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler, AİHS’nin 6. mad­desinin koruma alanı dışındakalmaktadır. Bu kuralın istisnaları, ceza davasında medeni hak talebine imkân veren birsistemin benimsenmiş olması veya ceza davası sonucunda verilen kararın hukuk davası açısından etkili ya da bağlayıcı olması hâlleridir (Perez/Fransa, 47287/99,12/2/2004,§ 70).

23.4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yürür­lüğe girmesi ile ceza muhakemesinde şahsi hak iddiasında bulunma imkânı or­tadan kalkmıştır.Dolayısıyla başvurucunun ceza muhakemesi sürecinde me­deni/şahsi haklarını ileri sürmeimkânı bulunmamaktadır.

KARAR NO : 11

 

RG No :28567-RG T. : 22.03.2013

B.No : 2012/1327 -K.T: 12.02.2013

20.Somut olayda başvuru, kamu tüzel kişisi olan Ballıdere Belediyesini temsilen yapılmıştır. Oysa başvurucunun kamu tüzel kişisi olması nedeniyle bi­reysel başvuru ehliyeti bulunmamaktadır.

21.Açıklanan nedenlerle kamu tüzel kişisi olan başvurucunun bireysel başvuru ehliyeti bulunmadığı anlaşıldığından, başvurunun diğer kabul edilebilir­lik şartları yönünden incelenmeksizin “kişi yönünden yetkisizlik” nedeniyle ka­bul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

KARAR NO : 12

 

 

RG No :29173-RG.T.:12.11.2014

B.No: 2012 /848-K.T :17.07.2014

75-Önceliklebaşvurucularınbaşvuruehliyetleriveihlaliddiasınınincelenmesinde menfaatlerinin bulunup bulunmadığı belirlenmelidir. 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem yada ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuruhakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişiler açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle mağdur olan ölen kişilerin yakınları tarafından yapılabilecektir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvurucular, başvuru konusu olayda ölen kişinin eşi, çocukları ve kardeşi olup, olayla ilgili olarak baştan itibaren şikâyet dilekçesi vererek, soruşturma ve kovuşturma aşamalarına katılmışlardır. Bu nedenle gerçekleşen ölüm olayı ile ilgili yürütülen soruşturmanın Anayasa’nın 17. maddesindeki yaşam hakkının ihlali niteliğinde olduğunun tespitinde başvurucuların meşru menfaatleri olup, başvuru ehliyetleri açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

78-Dolayısıyla, başvurucuların Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edil­diğine dair iddialarının 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesi uyarınca açıkça dayan­aktan yoksun olmadığıtespit edilmiştir. Başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığından başvurunun bukısmının kabul edilebilir olduğuna karar veril­mesi gerekir.

Leave a Reply

Your email address will not be published.